10 Haziran 2016

"İMMÜNOTERAPİ" BÖBREK KANSERİNDE YAŞAM SÜRESİNİ UZATIYOR



ABD'de düzenlenen kanser kongresinde sonuçları açıklanan iki ayrı çalışma, böbrek hücreli kanserlerde, bağışıklık sisteminin kuvvetlendirilmesi esasına dayanan "immünoterapi" yönteminin hastaların yaşam süresini uzattığını ortaya koydu.


American Society of Clinical Oncology (ASCO) 52. Kongresi'nde, bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek tümörü yok etmeyi amaçlayan immüno-onkoloji klinik araştırmaların sonuçları açıklandı.

Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Ali Kaplan, geçtiğimiz gün sona eren kongrede özellikle tedaviye ilişkin yeni yaklaşımların ele alındığını söyledi. Cerrahi müdahale, radyasyon, kemoterapi ve hedefe yönelik uygulamaların, kanser tedavisinin temelini oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Kaplan, standart olarak uygulanan bu yöntemlerin ileri evre kanser hastalarında hem sağ kalım hem de pozitif yaşam kalitesinde yeterli başarıyı gösteremediğini ifade etti.

American Society of Clinical Oncology (ASCO) 52. Kongresi'nde, bağışıklık sistemini kuvvetlendirerek tümörü yok etmeyi amaçlayan immüno-onkoloji klinik araştırmaların sonuçları açıklandı.

Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Ali Kaplan, geçtiğimiz gün sona eren kongrede özellikle tedaviye ilişkin yeni yaklaşımların ele alındığını söyledi. Cerrahi müdahale, radyasyon, kemoterapi ve hedefe yönelik uygulamaların, kanser tedavisinin temelini oluşturduğunu belirten Doç. Dr. Kaplan, standart olarak uygulanan bu yöntemlerin ileri evre kanser hastalarında hem sağ kalım hem de pozitif yaşam kalitesinde yeterli başarıyı gösteremediğini ifade 


Doç. Dr. Kaplan, bu alanda yürütülen son klinik çalışmalardan birinin bağışıklık sisteminin kuvvetlendirilerek, tümörün yok edilmesine imkan veren "immüno-onkoloji" olduğunu belirterek, "Tümöre karşı hastanın bağışıklık sistemini çalıştırma prensibi, uzun yıllardır üzerinde çalışılan bir konu olmasına rağmen, uygun hedefin saptanıp ilaç haline getirilmesi günümüzde çığır açtı. Böbrek kanserinde de immuno-onkoloji alanındaki ilaçlar hızla kullanıma girdi" dedi. 

UZUN DÖNEM SAĞKALIM SONUÇLARI YÜZ GÜLDÜRÜCÜ

Böbrekten kaynaklanan kötü huylu tümörlerin renal (berrak) hücreli kanser olarak tanımlandığını anlatan Doç. Dr. Kaplan, kongrede immüno-onkolojik tedavi yaklaşımını temel alan iki klinik çalışmaya yer verildiğini belirtti. Her iki çalışmada elde edilen sonuçların, şimdiye kadar ileri evre böbrek hücreli kanser hastaları için immunoterapi ajanı ile elde edilmiş en iyi sağkalım sonuçları olduğunun altını çizen Doç. Dr. Kaplan, "Nivolumab'ın iki çalışmasında da uzun dönem güvenlilik ve yan etki profili, daha önce bildirilen çalışmalarla tutarlı çıktı. Dört yılı aşkın takip süresinin sonunda yeni güvenlilik sinyalleri tanımlanmadı" dedi. 

Doç. Dr. Kaplan, ayrıca şunları söyledi:
"Bulgular, bir çalışmada hastaların yüzde 38'inin dördüncü yılda ve yüzde 34'ünün beşinci yılda hala hayatta olduğunu gösterdi. Diğer çalışmada ise hastaların yüzde 29'unun dördüncü yılda hayatta olduğu gösterildi. Bu sonuçlar onkoloji tedavisinde bilim insanları arasında heyecan yaratmıştır. Çünkü, yaşam süresinde uzama ve yan etkilerin az olması kaliteli bir yaşam olanağı sağlamaktadır" 

22 Ocak 2016

Tüp bebek uygulamalarında yeni yöntemler


Tüp bebek uygulamalarında yeni yöntemler bebek sahibi olma şansını arttırıyor


Liv Hospital Kadın Hastalıkları, Doğum ve Perinatoloji Uzmanı Prof. Dr. Nilgün Turhan tüp bebek uygulamalarında son tedavi yöntemlerini anlattı.

Kromozom bozukluğunda tüp bebek tedavisi

Preimplantasyon genetik tanı (PGT); embriyoların rahim içine transfer edilmeden önce üçüncü veya beşinci gününde embriyolardan alınan hücre örneklerinde genetik testler yapılarak anneye sağlıklı embriyoların yerleştirilmesi yöntemidir. Sağlıklı embriyo seçilerek gebelik ve canlı doğum oranları artmakta aynı zamanda tıbbi sebepler nedeni ile gebeliği sonlandırma zorluğu ortadan kalkmaktadır.

Hedef canlı doğum oranını artırmak

PGT iki amaçla yapılır. Birinci amaç anöploid yani kromozomal olarak anormal olan embriyoların ayıklanarak öploid yani kromozomal olarak normal embriyoların seçilmesidir. Genç hastaların yumurtalarında kromozom bozukluğu bulunma riski daha düşük ve gebelik sonuçları daha iyi olmasına rağmen embriyolarının yaklaşık yüzde 20-40'ında kromozomal bozukluk vardır (anöploidi). Yaş ilerledikçe yumurta sayısı ve kalitesi düşer, embriyolarda kromozom bozukluğu bulunma riski artar.

37 yaş ve üzeri anne adayları, daha önce başarısız tüp bebek uygulamaları olanlar, embriyonun tutunamadığı hastalar, erken gebelik kayıpları olan hastalar, şiddetli sperm yapım bozukluğu olan çiftlerde PGT sayesinde kromozom yapısı sağlıklı olan embriyolar transfer edilerek canlı doğum oranının arttırılması hedeflenir. Daha önceleri bu genetik testler FİSH yöntemi ile sınırlı sayıda kromozom için yapılırken bugün kapsamlı kromozomal tarama (aCGH) tekniği kullanılarak incelenen embriyoya ait tüm kromozomlar ve kromozomlara ait bozukluklar tespit edilebilir.

Kimler PGT adayıdır?

PGT yapılmasında ikinci amaç ise belli bir genetik bozukluk veya hastalık taşıyıcısı olan eşlerde bu hastalıkların tanısının konmasıdır. Bunlar kromozomal anormallikler (translokasyonlar, inversiyonlar) olabildiği gibi bazen de Akdeniz anemisi, kistik fibrozis gibi mutasyonu bilinen genetik hastalık taşıyıcısı olan çiftler, geçmişte gen seviyesinde gösterilen bir durum nedeni ile hasta çocuğu olan veya kaybedilen çocuğu olan çiftler, ailesel bir genetik hastalık hikayesi olan çiftler tek gen hastalıkları için PGT adayıdırlar. Bunların dışında kan hastalığı olan kardeşin tedavisi için uygun doku tipinde embriyonun (HLA Tayini) belirlenmesi amacı ile de PGT uygulanır.

Tüp bebek tedavilerindeki yeniliklerden biri embriyoların blastosist evresine kadar (embriyo gelişiminin 5’inci ya da 6’ncı günü) büyütülerek embriyonun trofektoderm (plasentayı oluşturacak olan) tabakasından biyopsi almaktır. Bu sayede fetusa (doğacak bebeğe) ait hücreler zarar görmemiş olur. Bazen kadında veya erkekte olan dengeli kromozom bozuklukları (translokasyonlar, inversiyonlar, delesyonlar) çocuklarda zeka geriliği, gelişim geriliği, otizm spektrum bozuklukları, dismorfik özellikler ve diğer doğuştan anomaliler gibi birçok genetik sendromun sebebi olabilir. Kadın ve erkek tamamen normal görünse bile tüp bebekte döllenmiş yumurtaların yüzde 80’inden fazlası anormal veya taşıyıcı olacaktır. Kadın ve erkeğin kanında periferik karyotip tetkiki ile kromozomları incelenir. Yeni geliştirilen kromozomal mikroarray testi ise klasik karyotiplendirme testlerinin tespit edemediği derecede küçük genomik dengesizlikleri tespit edilerek tanı açısında 5 kat daha fazla kazanç sağlar.

Genetik hastalık taşıyıcısı olup olmadığı taranabilir

Daha önce genetik bir hastalık taşıdığı belirlenmiş bir çocuk sahibi olan çiftler, ailesinde genetik hastalık taşıyıcılığı olan bireyler, özellikle ülkemizde yaygın olan akraba evliliği yapmış çiftler ve etnik olarak bazı genetik hastalıkları taşıma riski yüksek bir gruba mensup çiftlerin kanından yapılan Genetik Hastalık Taşıyıcılık Testi ile genlerinde taşınma olasılığı muhtemel 200’ün üzerinde genetik hastalık ve yaklaşık 1600 kadar mutasyon açısından taşıyıcılık durumu taranabilir. 
Tek seferde 20 bin gene bakılabiliyor

Genom üzerinde proteinlerin kodlanmasını sağlayan DNA’nın kısa işlevsel bölgelerine egzomlar denir. Bunlar genomun sadece yüzde1'lik alanını kapsasa da genetik hastalıkların çoğundan sorumludur. Bilinen genetik hastalıkların sebebi olan bozuklukların yüzde 84'ü ekzom üzerinde bulunur. Toplumda çoğu nadir hastalık grubunda olmak üzere 2000'den fazla genetik hastalık vardır. Eski teknolojiler bir seferde tek gene bakabilirken, yeni nesil genetik teknolojiler tek seferde 20 bin gene bakabilir. Tüm egzom dizileme testleri klinik öneme sahip olan genlerinin yüksek güvenilirlikle dizilenmesini ve analizini sağlar.

Sağlıklı sperm nasıl seçilir?

Spermin genetik yapısı normal döllenme ve sağlıklı bir embriyoya hayat verme açısından önemlidir. Bazı durumlarda spermin DNA yapısı bozulur. Böyle bir sperm yapısı semen analizinde anormal bir sonuç vermez. Bu amaçla DNA’nın fragmantasyon analizi ile bütünlüğünün koruyup korumadığı test edilir. Açıklanamayan kısırlık, anormal embriyo gelişimi, tekrarlayan tüp bebek başarısızlığı, tekrarlayan gebelik kaybı durumlarında Sperm DNA Fragmantasyon testi yapılmalıdır. Normalde hasarlı sperm oranının yüzde 15’in altında olması beklenir. Yüzde 15-30 arası ara kademe olup yüzde 30’dan fazla anormal sperm içeren semene sahip erkekler risk altında kabul edilir. Tüp bebek tedavilerinde morfolojik olarak ciddi problemleri olan spermler ile yapılan işlemler sonucu gelişen embriyoların daha düşük kalitede olduğu bilinir. Bu nedenle mikroenjeksiyon için en iyi spermlerin seçilmesi çok önemlidir. Son zamanlarda kullanılmaya başlanılan ve yüksek büyütme ile en kaliteli spermin mikroskop ile çok büyütülerek seçilebilmesine imkan sağlayan IMSI sistemi sperm problemi olan çiftlerde kaliteli embriyoların gelişmesine ve daha yüksek gebelik oranları elde edilmesine imkan sağlar.

Blastosist (5. gün) transferi gebelik şansını artırıyor mu?

Tüp bebek tedavisinde embriyolar genellikle 2-8 hücre aşamasında (2-3 gün) rahime transfer edilmektedir. Embriyoların kültür süreleri 5. güne kadar uzatılarak blastokist hücreleri elde edilebilir. Blastokist hücreleri canlılığını ispatlamış rahime tutunma ihtimali yüksek hücrelerdir. Genel olarak “blastokist transferi” gebelik oranını artırır.

Hızlı dondurma yöntemi-vitrifikasyon hangi durumlarda kullanılıyor

Yumurta, sperm ve 3. gün ve 5. gün embriyoları bugün artık hızlı dondurma tekniği ile olan vitrifikasyon yöntemi ile dondurulmaktadır. Vitrifikasyon yöntemi ile dondurma çözme sonrası embriyolarda canlılık oranı çok yüksektir. Başarılı tüp bebek merkezlerinde embriyoloji laboratuarının yüksek teknolojiye sahip olması yanında laboratuarda en son teknikleri ve yöntemleri uygulayan embriyolog ve biyologların bilgi ve deneyimleri de gebelik oranlarını yükseltmektedir. Tüp bebek tedavilerinde her geçen gün gelişen yenilikler çocuk isteyen çiftlerde umutlarımızı ve başarı oranlarımızı artırmaktadır.

25 Kasım 2015

''Sağlık Uygulama Tebliğinde Yapılan Değişiklik Kanser İlaçlarının Temininde ve Tedavisinde Zorluklar Yaşatacak''






Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından sağlık uygulama tebliğinde yapılan değişikliklerle kanser hastalarının tedavi süreclerinde sıkıntılara ve karışıklığa neden olacağına dikkat çeken Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu adına Dernek Başkanı Prof. Dr. Gökhan Demir; “ 1 Aralıkta yürürlüğe girecek  SUT tebliği ile Üniversite Hastanelerinde kanser ilaçlarının temininde zorluklar yaşanacaktır.Günübirlik tedavi uygulamasından en çok yararlanan hasta grubunu oluşturan kanser hastaları en fazla mağdur olacak hastalar olacaktır ”dedi.



Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu adına Dernek Başkanı Prof. Dr. Gökhan Demir tarafından, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından Sağlık Uygulama Tebliğinde yapılan değişikliklerle ilgili basın açıklamasında şu noktalara dikkat çekildi;  



01.12.2015  tarihinden  sonra yatan ve günübirlik tedavi verilen tüm hastaların ilaçları hizmet veren kurum tarafından karşılanmak zorundadır. Yatan hasta ve günübirlik tedavi verilen hastaların reçeteleri serbest eczanelere reçete edildiği durumda reçete edilen ilaçların bedeli kurumun SGK alacağından kesilecek ve bu kesintilerin iadesi olmayacaktır.



Yukarıdaki önlemler muhtemeldir ki hastalara daha uygun koşullarda hizmet sağlamak, boşa harcanan ilaç ve bunların ödemesini azaltmak üzere planlanmıştır. Bununla birlikte  gelirlerinin neredeyse tamamına yakını SGK’ya bağlı olan üniversite hastanelerinde herhangi bir işbirliği ya da görüş alışverişi yapılmadan yayınlanan bu karar ile başta kanser hastaları olmak üzere hasta ve kurumların mağduriyetine neden olacak önemli sorunlar kaçınılmazdır.



Sağlık Bakanlığı hastanelerinde 01.07.2015 tarihinde geçilen bu uygulama için hastanelere ek bütçe sağlanmıştır. Oysa üniversite hastaneleri ile bir ortak fikir ya da işbirliği yapılmamıştır. Üniversite hastaneleri bazen ödeme güçlükleri nedeniyle bazen ödeme güçlüğü olmasa bile ucuz veya pahalı bir çok ilaca hem ihalelerde hem doğrudan alımlarda teklif dahi alamamaktadır. Ödeme güçlüklerine rağmen teklif verilen bir çok ilaçta da kurumu zarara uğratacak fiyatlar söz konusu olmaktadır.Dolayısı ile;İhale ya da doğrudan alımda teklif gelmeyen  ilaçların temin edilmemesi durumunda kurumlar özellikle de kamu üniversiteleri bir nevi cezalandırılma durumunda kalmaktadır.


Özellikle kamu üniversiteleri kanser hastalarının tedavisinde çok büyük rol oynamaktadır. İlaç temini ve ödemelerde oluşacak sıkıntılara karşı kurumların yerine getiremeyeceği uygulamaların kanser hastalarının tedavi süreclerinde çok önemli sıkıntılara ve karışıklığa neden olacağı açıktır.Kurumların özelliklede kamu üniversitelerinin ödeme dengesini daha da bozacak bu durum uygulama tebliğinin hedefini daha da uygulanamaz hale getirecektir.

SGK, Sağlık Bakanlığı, ve hizmet veren (özellikle kamu üniversiteleri) kurumların bir araya gelerek yukarıdaki tebliğe  ve sıkıntıları gidermeye uygun bir plan oluşturmaları ile sorunun çözümü mümkündür.


Yukarıdaki sorunların çözümünün üretilmemesi durumda, günübirlik tedavi uygulamasından en çok yararlanan hasta grubunu oluşturan kanser hastaları en fazla mağdur olacak hastalar olacaktır.  Bu sıkıntılar, özel donanım ve özen gerektiren kanser hastalarının tedavi organizasyonunda hedeflenen iyileşmeden ziyade bozulmaya neden olabilir.




Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu adına

Prof. Dr. Gökhan Demir

Dernek Başkanı 


03 Eylül 2014

YÜRÜYÜŞE BAŞLAMAK İÇİN 10 NEDEN





Her gün 30 ile 60 dakika arasında yürümek; vücudunuz, zihniniz ve ruhunuz için yapabileceğiniz en yararlı şeylerden biridir. Yrd. Doç. Dr. Gamze Şenbursa, yürüyüşe başlamak için güzel sebepleri sizler için kaleme aldı.


1.Yürüyüş yapanlar daha uzun yaşar

8000 erkekte yapılan ‘Honolulu Kalp Çalışması’nda’ günde 2 mil yürüyen kişilerde ölüm riskinin neredeyse yarıya düştüğü bulunmuştur. Diğer çalışmalarda da benzer sonuçlar bulunmuştur.  Eğer yürümeye devam ederseniz, daha uzun ve daha sağlıklı yaşama şansınızı artırırsınız.

2. Yürüyüş kilo almayı önler

Colorado Üniversitesi Sağlık Bilimleri Merkezi, İnsan Beslenmesi Merkezi’nden Dr. James O. Hill tarafından yapılan bir çalışma; "Eğer günlük aktivitelerinize günde 2000 adım daha eklerseniz, bir daha hiç kilo almayabilirsiniz" diyor. Kilo vermek için daha fazla adım atmalısınız.

3. Kilolarınızdan yürüyerek kurtulabilirsiniz

Yürüyüş gibi egzersizler kilo verme programlarının önemli bir parçasıdır. Ama yine de kilo vermek için ne kadar yediğinize dikkat etmeniz gerekiyor.  Yürümek kaslarınızı kuvvetlendirmeyi, yağları yakmayı ve metabolizmanızı hızlandırmayı sağlar. Uzun sürede ve başarılı bir şekilde kilo veren kişilerin hemen hemen tamamı yürüyüş programı ya da diğer egzersiz programlarını takip etmişlerdir.

4.Yürüyüş kanser riskini azaltır

Çalışmalar göstermiştir ki; egzersiz ve yürüyüş, meme ve kolon kanseri riskini azaltmaktadır. Yürüyüş aynı zamanda devam eden kanser tedavisi için yararlıdır, iyileşme ve hayatta kalma oranını artırır.

5. Yürüyüş kalp hastalıkları ve inme riskini azaltır

Kalp hastalıkları ve inme, hem kadınlarda hem de erkeklerde en yüksek ölüm nedenidir. Bu riski günde 30 ile 60 dakika yürüyerek yarıya indirebilirsiniz. Kanınızın akmasını sağlayın!

6. Yürüyüş diyabet riskini azaltır

Ayağa kalkın ve günde en az 30 dakika yürüyün, böylece tip 2 diyabeti önleyin. Pittsburgh Üniversitesi Halk Sağlığı tarafından yapılan bir çalışmada, günde 30 dakika yürümenin fazla kilolu kişilerdeki diyabet riskinin, kilolu olmayan kişilerle aynı olduğu bulunmuştur. Yürümek aynı zamanda diyabetli kişilerde kan şekerinin düzenlenmesine de yardımcı olur.

7.Yürümek beyin gücünüzü artırır

The National Council on Aging tarafından yapılan bir çalışmada, günde 45 dakika yürümenin 60 yaş üstündeki kişilerde düşünme yeteneğinde artış sağladığı bulunmuştur. Katılımcılar yürüyüşe 15 dakika olarak başladılar ve ardından zamanı ve hızı geliştirdiler. Bu yürüyüş programını uygulayan kişilerin de aynı şekilde mental olarak keskinleştiği sonucu bulunmuştur.

8. Yürümek modu geliştirir ve stresi azaltır

Yürüyüş ve diğer egzersizler vücudun doğal mutluluk hormonu olan endorfin salınımını sağlar. Birçok insan modlarındaki değişimi fark etmişlerdir. The Annals of Behavioral Medicine’da 1999 yılında yayınlanan bir çalışma; yürüyen ve diğer kolay egzersiz programlarını uygulayan üniversite öğrencilerinin tembellere ya da gayretlice egzersiz yapan kişilere göre daha az stresli olduğunu göstermiştir.

9.Yürümek erektil problemleri önler

Günde 2 mil yürümek erkekler için, ileride olabilecek orta yaş iktidarsızlığı riskini azaltır.

10. Yürümeye başlamak kolaydır

Bütün ihtiyacınız olan bir çift rahat ayakkabı ve kendinizi kapıdan dışarıya atmak ya da koşu bandına çıkmak. Yürüyüşün etkilerini günde birçok kez kısa yürüyüşler yaparak ya da günde bir kez uzun bir yürüyüş yaparak görebilirsiniz



kaynak: http://populersaglik.com/yuruyuse-baslamak-icin-on-neden.htm

15 Ağustos 2014

“Çocuğunuzu Melanom’dan Koruyun”


Güneş Yanığı Çocuklarda Melanom’a Yol Açabilir




Sağlık Bakanlığı Kanser Savaş Daire Başkanlığı; Türk Onkoloji Vakfı; Türk Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği; Türk Onkoloji Grubu Derneği; Kanserle Dans Derneği işbirliği ve Bristol-Myers Squibb ilaç firmasının koşulsuz desteği ile, deri kanseri türü olan “Melanom” konusunda bir Sosyal Sorumluluk Projesi başlatılmıştır. Pilot bölge olarak seçilen İstanbul Sarıyer ilçesinde “Çocuğunuzu Melanom’dan Koruyun” isimli proje kapsamında, hazırlanan görsel materyaller aracılığı ile ”Melanom” hakkındaki bilgiler aileler ve çocuklarla paylaşılmaktadır.






14 Ağustos Perşembe günü düzenlenen projenin basın tanıtım toplantısına katılan; Türk Onkoloji Vakfı Başkanı Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sıdıka Kurul , T.C. Sağlık Bakanlığı Kanser Savaş Daire Başkanı Doç. Dr. Murat Gültekin, İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji ABD. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ertuğrul Aydemir, Türk Onkoloji Grubu Derneği, Melanom ve Deri Kanseri Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Alper Sevinç, Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Başkanı Prof. Dr. İsmail Kuran, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof.Dr. Eksal Kargı ve Kanserle Dans Derneği Üyesi Melike Kül, güneş hasarı ve korunma yolları ile melanom hakkında bilgiler verdi, önemli uyarılarda bulundu.


Bebeklikte güneşe maruz kalma, cilt kanseri riskini 2 kat artırmaktadır.

Prof. Dr. Sıdıka Kurul
Türk Onkoloji Vakfı Başkanı 
Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı

0-6 ay arası bebekler güneşin doğrudan etkisinden uzak tutulmalıdır, ciltleri güneşe karşı çok hassastır. Önlem olarak; araba camları ultraviyole ışınlara karşı yüzde yüz koruma sağlayan UV filmleri ile kaplatılabilir. Bebekler saat 10:00’dan önce ve 16:00’dan sonra güneş koruması olan bir pusetle dolaştırılabilir. Bebeklerin kol ve bacaklarını örten ince giysiler giydirilebilir ve boynunu da örten şapkalar kullanılabilir. Ancak bu saatler haricinde, güneş kremi kullanmadan günde 10-15 dakika güneşe çıkarmak da D vitamini gelişimi açısından önemlidir.

6-12 ay arası bebekler ise bu belirtilen önlemlere ek olarak, belli kurallar çerçevesinde güneşe çıkartılabilir. Özellikle dışarı çıkmadan yarım saat önce, en az 15 faktörlü bir güneş kremi sürülmeli ve bu krem her 2 saatte bir ve yüzmeden sonra tekrar uygulanmalıdır.


Melanom Nedir?

Prof. Dr. İsmail Kuran
Türk Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği Başkanı


Melanom ciltte pigment yapan hücrelerin malign tümörü olup mortalitesi çok yüksek bir hastalıktır. Ultraviyole ışınlarının tetiklediği düşünülen melanom, güneş ışığına maruziyetin yüksek olduğu bölgelerde daha sık görülmektedir. Melanositlerin tümör hücrelerine dönüşümü hem genetik olarak normal kişilerde, hem de riskli ve yatkın olan kişilerde görülmektedir. Erken evrede melanom yalnızca derinin yüzeyel tabakasını tutarken, ilerleyen evrede daha alt tabakalara uzanan mikroinvazyonlar (mikrouzanımlar) ve daha ileri evrede en alt tabakalarda invazyon ve metastazlar (uzak yayılımlar) görülmektedir.

Benlerin alınması son derece basit cerrahi bir işlem. Değişikliğe uğrayan ,kenarı düzensiz, içindeki renk belli bölgelerde koyu, belli bölgelerde açık, belli bir mm'nin üzerine çıkmış,kanayan, tahriş olmuş benlerin alınmasında fayda var. Şöle düşünmek lazım; benleriniz var, pataloji sonuçları temiz çıktı.Ne kaybedersiniz? Sadece zaman içinde azalacak bir iz. Ama bu benlerin arasında bir ben, melanom olabilir,ve siz bunu alırmamakta ısrar ettiniz ve geç döneme kaldınız. Bu durumda tedavi şansı varsa da azalıyor. Dolayısyla, değişikliğe uğrayan benler için Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi uzmanına başvurulmasında yarar var.

Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Derneği olarak,melanomun hem erken tanısında hem de erken tedavisinde halkın bilinçlendirilmesini, şüpheli bulunan benin alınmasını öneriyoruz.

Melanom Sıklığı Artıyor

Prof. Dr. Ertuğrul Aydemir
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dermatoloji ABD. Öğretim Üyesi

Malign Melanom (Melanom) tüm dünyada insidansı hızla artış gösteren ve geç teşhis edildiği takdirde mortalitesi (ölüm riski) çok yüksek olan bir kanserdir. Erken tanı hayat kurtarıcı niteliktedir. İyileşme şansı olmakla beraber, gecikmiş vakalarda çok olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Sadece gözle muayenede hızlı, kısa zamanda ve kolay bir tarama ile en azından şüpheli vakaların saptanması mümkündür. Riskli grupları tanımlamak, toplumun ve sağlık çalışanlarının farkındalığını sağlamak, özellikle korunmaya yönelik eğitim ve erken tanı için uygun tarama programları belirlemek ve hastalıkla mücadeleyi artırarak morbidite ve mortaliteyi azaltmak mümkündür.

Melanom’da Erken Tanı Çok Önemli

Melanomdan korunmak için erken tanı çok önemlidir. Bu kapsamda kişilerin kendini muayene etmesi ve şüpheli durumlarda dermatologlara gitmesi önerilmektedir. Melanomun asıl tedavisi cerrahi tedavidir. Hastaların önemli bir bölümü ameliyatla tedavi edilmektedir ve bu aşamada iyi kalitede cerrahi müdahale çok önemlidir. Ancak, hastalık sistemik hale geldiğinde yani uzak metastazlar başladığında medikal tedavi gerekli olmaktadır. Bu evredeki hastalar için de günümüzde oldukça iyi sonuçlar veren tedavi seçenekleri geliştirilmiş ve geliştirilmeye devam edilmektedir.

Yeni Tedaviler Yaşam Süresini Uzatıyor

Prof. Dr. Alper Sevinç
Türk Onkoloji Grubu Derneği, Melanom ve Deri Kanseri Çalışma Grubu Başkanı

Yapılan bir çalışmada melanom hastalığında lezyonun ilk kez fark edilmesinden tedaviye kadar geçen sürenin, hastaların yüzde 25’inde 1 yıldan fazla olduğu belirlenmiştir. Bu gecikme nedeniyle hastaların çoğu son evrelerde teşhis edilebilmektedir. Bu durum hastalığın hayatta kalım süresini olumsuz etkilemektedir ve mevcut, klasik tedavi yöntemlerinden yararlanmayı neredeyse imkânsız kılmaktadır. Üzerinde uzun yıllardır araştırma yapılan ve bağışıklık sistemini güçlendiren “İmmüno Onkolojik” tedaviler ve ilaçlar bugün melanom tedavisinde yeni bir çığır açmış, ileri evrelerde dahi yaşam süresini 2-3 kat uzatmıştır. İmmüno Onkolojik tedavi yaklaşımı sayesinde melanomun yanı sıra akciğer kanseri, böbrek kanseri gibi pek çok kanser türünde, önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde tümörlerle savaşta, tıbbın çok güçlü ve yeni silahları olacaktır.


Renk Tene, Sarı, Kızıl Saça ve Mavi ve Yeşil Göz Rengine Sahip Olanlar Dikkat!

Melike Kül
Kanserle Dans Derneği Üyesi

Melanomdan korunmak için yapılacakların belirlenebilmesi için öncelikle etiyolojik faktörleri ve yüksek risk gruplarını bilmek gerekir. Melanoma ilişkin genetik çalışmalar devam etmektedir. Melanomdan korunmak için denenen aşılar olmuştur ve geliştirme çalışmaları da sürmektedir; ancak etkili bir aşı henüz yoktur. Melanom için tanımlanmış çeşitli risk faktörleri bulunmaktadır;
•Doğal veya yapay ultraviyole ışınlarına maruziyet,
•Açık tene sahip olmak,
•Ailede melanom öyküsü,
•Displastik nevüs (ben) varlığı,
•Displastik nevüs sendromu varlığı,
•Doğumsal dev pigmente nevus (ben),
•50’den fazla sıradan nevus varlığı,
•Mesleki maruziyet,
•İmmün sistemin baskılanması.

Kanserle Dans olarak misyonumuz halkı bilgilendirmek ve bilinçlendirmek. 60bin kişilik bir takipçimizle başta sosyal medyayı aktif kullanarak bilgilendirmeye çalışıyoruz. Meme kanseri ile erken tanıdaki farkındalığın, melanom için de oluşması lazım. Çocukları eğitebilmek için önce aileleri eğitmek lazım. Sosyal medya ve cep telefonları ile her şeye ulaşabilen gençlerin dikkatini çekmek gerekiyor.

Solaryum Cilt Kanserine Davetiye Çıkartıyor


Doç. Dr. Murat Gültekin
T.C. Sağlık Bakanlığı Kanser Savaş Daire Başkanı

Maling Melanom önemli bir kanser türü. Tüm kanser türlerinde %90 çevresel faktörler etkili. Sigara, alkol, hareketsiz yaşam , yanlış beslenme alışkanlıkları gibi etkileyen faktörlere,vatandaşlarımızın ultraviyole ışınlarının da etkileri hakkında bilgi sahibi olması sağlanmalı, özellikle gereksiz solaryum uygulamasından kaçınmaları önerilmelidir.

Amerika Birleşik Devletleri'nde 40 yaş altı kadınlarda cilt kanseri görülme oranında ciddi bir artış olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca Avustralya kaynaklı yayınlarda da 14-44 yaş arası insanların kanserleri arasında ilk sırayı cilt kanserinin aldığı belirtmektedir. Araştırmalara göre, bronzlaşmak için sıklıkla solaryuma başvuranlarda cilt kanseri gelişme riski yüzde 74 daha yükselmektedir.

Ülkemizdeki istatistiklere baktığımızda,erkeklerde yüzbinde 2.1, kadınlarda da yüzbinde 1.6.olduğunu görüyoruz. Yaklaşık olarak yıllık 735 erkek,  560 kadın hastamıza melanom teşhisi koyuyoruz.Batı ülkeleri ile kıyasladığımızda, onların çok gerisinde olduğumuzu görüyoruz.Dünya'daki kanser oranları ile kıyasladığımızda  dünya ortalamalarına yakınız ancak gene de altındayız. Bu tecrübelerin yaşanmış oluğu ülkeleri göz önüne alarak, ülkemizde bu artış olmadan derneklerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ile birlikte önleme politikalarını yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Kanser Daire Başkanlığı olarak özellikle 18 yaş altında solaryum önermiyoruz.Ülkemizde de solaryum cihazlarının kullanımında kısıtlama getirilmesine yönelik yasal çalışmalar bakanlığımızca başlatılmıştır. Vatandaşlarımızın ultraviyole ışınlarının etkileri hakkında bilgi sahibi olması sağlanmalı, gereksiz solaryum uygulamasından kaçınmaları önerilmelidir.

Sağlık Bakanlığı Kanser Daire Başkanlığı olarak 2008 yılında başladığımız kanser önleme programlarını genişletiyoruz. 81 ildeki 127 Ketem ve Aile Hekimleri ile farkındalık yaratmada önemli faaliyetlerde bulunuyoruz. Cilt kanser taramaların,kendi kendine muayene ile erken tanının konulabileceğini anlatmaya devam edeceğiz.

İyi Ben, Kötü Ben

Prof.Dr. Eksal Kargı
Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı
Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Tıp Fakültesi 
Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi AD.

Halk arasında bazı kavramlar var. Bıçak değerse kötüleşir gibi. Bu kavram yanlıştır.Diğer yanlış bir kavram ise lazerle ben tedavisi.Lazerle ben tedavi edilmez. Bir çok yerde kullanılan lazer tedavisi, ben tedavisinde eksik çıkarılmasına sebep olur. Bu durumda tekrar eder. İyi ben, kötü ben diye bir şey yoktur. Tüm benlerinizi ciddiye alın,farkında olun.
“Çocuğunuzu Melanom’dan Koruyun” Sosyal Sorumluluk Projesi, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sıdıka Kurul önderliğinde ilk kez Sarıyer ilçesinde başlatılmıştır. Melanom ile ilgili bilgilendirici el broşürleri ve posterler 145 eczane, 43 kreş, 38 muhtarlık, 15 spor tesisi, 6 büyük market ve 1 özel hastane ve yaklaşık 1800 haneye ulaştırılmıştır. “Melanom’da güneş ışınlarının etkisi ve sağlıklı güneşlenme” konusunda hazırlanan poster ve el broşürleri ile, güneşe çıkılmaması gereken saatler, arabada, evde ve güneş etkisi yaratan solaryum da dahil olmak üzere güneş hasarı ve korunma yolları ile, anne ve babalar için önemli bilgiler bölge halkı ve özellikle çocuk sahibi olan aile bireylerinde bir farkındalık yaratmayı hedeflemektedir.



“Çocuğunuzu Melanom’dan Koruyun” Sosyal Sorumluluk Projesi, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Sıdıka Kurul önderliğinde ilk kez Sarıyer ilçesinde başlatılmıştır. Melanom ile ilgili bilgilendirici el broşürleri ve posterler 145 eczane, 43 kreş, 38 muhtarlık, 15 spor tesisi, 6 büyük market ve 1 özel hastane ve yaklaşık 1800 haneye ulaştırılmıştır. “Melanom’da güneş ışınlarının etkisi ve sağlıklı güneşlenme” konusunda hazırlanan poster ve el broşürleri ile, güneşe çıkılmaması gereken saatler, arabada, evde ve güneş etkisi yaratan solaryum da dahil olmak üzere güneş hasarı ve korunma yolları ile, anne ve babalar için önemli bilgiler bölge halkı ve özellikle çocuk sahibi olan aile bireylerinde bir farkındalık yaratmayı hedeflemektedir.



23 Temmuz 2014

YAŞAMAK İÇİN HAREKET ET: Artık oturmayı bırakmanın zamanı!



Amerikan Spor Hekimliği Derneği’nin düzenlediği 61. Yıllık ve 5. Egzersiz İlaçtır Kongresi (ACSM) Orlando’da gerçekleştirildi.

 90 farklı ülkeden 45.000 akademisyen ve uzmandan oluşan Amerikan Spor Hekimliği Derneği, spor bilimleri ve spor hekimliği alanında çalışmalar yapıyor. Derneğin, Orlando’da yapılan yıllık bilimsel toplantısında spor hekimliği, egzersiz bilimleri, fiziksel aktivite ve toplum sağlığına ilişkin olarak 70’ den fazla farklı alt disipline ait yeni klinik teknikler, bilimsel gelişmeler ve bu alanlara yön veren üst düzey araştırmalar paylaşıldı.


Koltuklar, üzerine sağlığa zararlıdır uyarısı yazılarak mı satılmalı?

Harward Tıp Fakültesi’nden Dr. I-Min-Lee’nin  ‘Yaşamak İçin Hareket Et: Koltuklar, üzerine sağlığa zararlıdır uyarısı yazılarak mı satılmalı’’ başlıklı çarpıcı bir konferans verdi. Dr. Lee giderek artan sayıda çalışmanın, modern dünyamızda oturmanın kanser, kalp damar hastalıkları, inme, hipertansiyon gibi ölümcül hastalıklarla anıldığına işaret etti. Dr. Lee, var olan bilimsel verilerin ışığında koltuğun sağlığa zararlı olduğunu belirterek oturmayı ‘yeni sigara içme’ tehlikesi olarak tanımlayarak ‘bırakmanın zamanıdır’ dedi.

ACSM’yi takip eden Aktif Yaşam Derneği Başkanı ve Hacettepe Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ali Haydar Demirel, yapılan çalışmaların oturma süresi uzadıkça tip2 diyabete yakalanma riskinin de arttığını gösterdiğini belirterek:

“Aslında sandalye ve koltuk geçmişte sadece kısıtlı sayıda insan tarafından kullanırken 16. yüzyıldan itibaren insan yaşamına daha çok girmeye başladı.  Günümüzde ise insanoğlu büyük ölçüde çalışırken, işe gidip gelirken, evde sürekli oturuyor.  Böylece günde ortalama oturma süresi 10 saati buluyor.

Oturmanın ölümcül olabileceğine ilişkin ilk vaka 80 saat boyunca oturduğu yerde internet oyunu oynayan 24 yaşındaki bir erkekte görülen ve kan akımının azalması sonucu oluşan pıhtılaşma olayıdır. Avustralya’da 60.000 kişi üzerinde yapılan çalışma da günde 4 saat ve üzeri oturanlarda kronik hastalıklara yakalanma riskinin önemli ölçüde arttığı gösterildi.  Dahası bu durum kişinin yaşı, cinsiyeti, beden kitle indeksi ya da fiziksel aktivite düzeyinden bağımsız idi.  Nitekim bir başka çalışmada günlük oturma süresi 11 saatin üzerinde olan insanlarda günde 4 saat oturanlara göre üç yıl içerisinde ölüm riski yüzde 40 artıyordu.

23.016 sağlıklı kadında yapılan Kadın Genomu Sağlık Çalışması isimli araştırma sonuçlarına göre de fiziksel fitness düzeyi ne olursa olsun fiziksel aktif kadınların koroner kalp hastalığına yakalanma riskinin daha düşük olduğu belirtiliyor” dedi.

ACSM’ ye katılan, Türkiye Spor Hekimleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Bülent Ülkar, kongre süresince obezitenin önemli bir hastalık olduğu, ancak hareketsiz yaşamın bundan daha da büyük bir sorun olduğunun pek çok oturumda vurgulandığını belirterek  "egzersiz ilaçtır" sloganının gerçekliğinin pekişmiş olduğunu ifade etti.

Yaptığınız egzersiz gelecek nesillere aktarılacak çok değerli bir mirastır!
Prof. Dr. Bülent Ülkar, “Düzenli egzersizle yalnızca egzersiz yapan kişinin vücudunda değil, aynı zamanda genetik yapısında da olumlu değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Egzersizin yararlı etkisi gelecek nesillere aktarılacak çok değerli bir mirastır.

İlaç yerine "erken yaşta başlayan egzersiz alışkanlığı
Egzersiz yapmak yaşlılıkla birlikte ortaya çıkan, başta kas iskelet sistemi, kardiyovasküler sistem ve beyin işlevindeki değişiklikler olmak üzere pek çok olumsuz etkiyi önleyebilir veya geciktirebilir. Buradan çıkan sonuç; giderek yaşlanan nüfus için "ilaç" yerine "erken yaşta başlayan egzersiz alışkanlığı" hem daha kaliteli hem de düşük sağlık giderleriyle yaşamak anlamına gelmektedir” dedi

Orta şiddetli egzersizler yaşlılarda hızla gelişen fiziksel düşkünlüğün önlenmesinde yardımcı
Türkiye Spor Hekimleri Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Metin Ergün, de kongrede paylaşılan araştırma sonuçlarına değindi:

Fiziksel aktivite ile sağlıklı ve başarılı yaşlanma ilişkisinin araştırıldığı ve bu alandaki en kapsamlı çalışma olan ‘The Life Study’ araştırmasının sonuçları paylaşılmıştır. İleri yaşta 400 metre kadar yürüyememenin majör bir fiziksel kısıtlılık kriteri olarak alındığı araştırmada; 70-89 yaşlarında 1635 kişi egzersiz programı ve sağlık eğitimi olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Egzersizler; 2 yıl boyunca haftada 150 dakika yürüyüş ve oturur pozisyonda küçük ağrırlıklarla bacaklara yönelik kuvvet çalışmalarını içermekteydi. Araştırma sonunda egzersiz yapanların inaktif veya hareketsiz yaşlılara göre yürüyüş mesafe oranlarının %18 arttığı ve daha da önemlisi fiziksel kısıtlılık gelişiminin %28 daha az olduğu ortaya konmuştur. Bu sonuçlar, orta şiddetteki egzersizlerin, yaşlılarda hızla gelişen fiziksel düşkünlüğün önlenmesinde ve onların daha aktif ve bağımsız bir yaşam sürmelerinde anahtar rol oynadığını göstermektedir.

Yürüyüş dünyada en çok önerilen egzersiz türüdür. Ortaya çıkan kanıtlar egzersiz dışı günlük aktivitenin artmasının ve/veya hareketsiz yaşam davranışının değiştirilmesinin sağlık üzerinde bağımsız rolü olduğunu göstermektedir. Bu durum ‘daha çok yürü, daha az otur ve egzersiz yap’ sloganı ile ifade bulmaktadır.
Moleküler biyoloji araştırmaları egzersize bağlı olarak ortaya çıkan bazı fiziksel değişikliklerin bazen DNA üzerinde de kimyasal değişikliklere neden olabildiğini göstermektedir. Genetik yapıdaki bu adaptasyonların gelecek nesilleri de olumlu etkilemesi beklenmektedir.”

Kronik hastalığı olanlar kas kitlelerini kaybetmeden, uygun egzersiz programları ile kilo kaybetmeli, kardiyovasküler kondisyonunu arttırmalı.
Kongrede konuşulan güncel araştırmalara değinen İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Karpuz ‘Obezite Paradoksu’ hakkında şu bilgileri verdi:

“Geçtiğimiz on yıl içinde yapılan çeşitli çalışmalarda, Vücut Kitle İndeksi (VKİ) baz alınarak kişilerin kilo durumlarının değerlendirildiği durumlarda, özellikle de kalp yetersizliği ya da koroner arter hastalığı gibi tümü hasta olan bireyler arasında yapılan kıyaslamalarda, hafif kilo fazlası olanların kısa dönem mortalitelerinin VKİ<25 kg="" m="" sup="">2
olanlara kıyasla daha az olduğunun gösterilmesi sonucu literatürde “obezite paradoksu” adı verilen bir deyiş yerleşti.  Ancak fazla kiloların getirdiği bu avantajlı durum hafif kilo fazlası gruplarda görülmekte olup obezite şiddeti arttıkça mortalite tekrar artışa geçmektedir. 

Hasta olmuş kişiler arasında (hipertansiyon, kalp yetersizliği, koroner arter hastalığı vb.) bir J şekilli mortalite eğrisi olduğu, yani aşırı az ve aşırı fazla Vücut Kitle İndeksi değerlerinde mortalitenin fazla, hafif kilo fazlası olanlarda ise az olduğu söylenebilmektedir. Burada önemli olan nokta ise bu karşılaştırmaların zaten hastalık başlamış bireyler arasında yapılıyor olmasıdır. Yani, hiç hastalığı olmayan sağlıklı bireylerde kilo fazlalığının getirdiği kardiyovasküler kronik hastalık riskindeki artışa tezat oluşturabilecek bir durum söz konusu değildir.

 Burada daha çok önemli olanın kronik hastalığı olan bireyin kas kitlesini kaybetmeden, uygun egzersiz programları ile kilo kaybederek kardiyovasküler kondisyonunu arttırması olduğu düşünülmektedir. Yani kronik hastalığı olanlara kilo almanın daha iyi olacağı mesajı verilmemeli, bunun yerine kilo azaltılmasının faydalı olabilmesi için hedefin kardiyovasküler kondisyonu iyileştirecek uygun bir egzersizin uygulanmaya başlaması önerisi yapılmalıdır.

Sağlıklı bireylerde uygun kilonun sağlanıp idame ettirilmesi birincil korunma için önemini korumaktadır. Obezite paradoksu klinisyenlere kronik hastalığı olan hastaları ile ilgilenirken vücut ağırlık dengeleri konusunda dikkatli olmalarını gösteren önemli bir örnektir.”

Zayıf olan hareketsiz biri kilolu olup hareket eden birinden daha fazla hastalanma riskini sahip!
Acıbadem Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü Öğretim Üyesi  Yrd. Doç.Dr. Aylin Hasbay Büyükkaragöz takip ettiği Egzersiz İlaçtır Kongresi’nde öncelikle hareketsizliğin şişmanlıktan daha önemli sağlık riski taşıdığının birçok konuşmada belirtildiğini söyleyerek:

 “Kongrede sıklıkla zayıf olan hareketsiz birinin kilolu olup hareketli birine kıyasla sağlık açısından daha riskli durumda olduğu üzerinde duruldu.  Kilolu olma durumu bilindiği gibi sağlık açısından çok riskli olmayıp hareketsizlikle birleştiğinde problem yaratmaktadır.

Yapılan çalışmalar kızlarda özellikle 11 yaş sonrası aktivitenin çok azaldığı ve bu dönemin ergenlik başlangıcı dönemle aynı zamana geldiği belirtilmektedir. Bu yaş grubunda hareketliliğin artması için okullara çok önemli görevler düşüyor” dedi.