İsmail mete itil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İsmail mete itil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2012

“HER 100 KADINDAN 70-90′INDA KANSIZLIK SORUNU VAR.”




TJOD Başkanı Prof.Dr. İsmail Mete İtil
TJOD Genel Sekreteri Prof.Dr. Cansun Demir

Kan, içerdiği hücreler ve maddelerle kalpten tüm organlara pompalanan ve organların oksijen ve besin maddesi ihtiyaçlarını karşılayan bir sıvıdır. Düzenli olarak aldığımız sıvı ve besin maddeleri kana geçerek organlara dağıtılır. Soluduğumuz havada bulunan oksijen akciğerlerden kana geçerek kalbe buradan da organlara ulaştırılır.Besinlerle alınan demir sindirim sisteminden kana geçtiğinde bazı taşıyıcılar tarafından alınır ve alyuvarların yapım yeri olan kemik iliğine götürülür. İhtiyaç fazlası ise çeşitli organlarda depolanır. Günlük ihtiyaç besinlerle karşılanamadığında bu depolardan faydalanılır.Demir depoları sonsuz bir kaynak değildir. Günlük alım yetersiz olduğunda veya ihtiyaç fazla olduğunda depolar tükenir ve alyuvarların üretimi aksamaya başlar.Üretim aksaması ilk başlarda vücudun alığı çeşitli önlemlerle giderilmeye çalışılır. Önlemler yetersiz kaldığında "kansızlık" yani demir eksikliğine bağlı olarak alyuvarların yetersiz üretilmesinden kaynaklanan durum vücutta çeşitli belirtiler vermeye başlar.

DEMİR EKSİKLİĞİNE BAĞLI KANSIZLIK BELİRTİLERİ


Doğurganlık çağındaki kadınlarda en sık görülen sorun olan kansızlık tedavi edilmediğinde ciddi sağlık problemlerine yol açabiliyor. Cildin sağlıklı rengini veren cilt altında bulunan kılcal damarlardır. Kansızlık durumunda cilt rengi kansızlığın şiddetiyle orantılı olarak soluklaşır.Kan hacmi azaldığında kalp organlara yeterli kanı ulaştırabilmek için daha fazla devir yapmak zorundadır. Bu nedenle kansızlık durumunda nabız daha hızlı atar, kalbin bu aşırı çalışması arada sırada düzensiz atmasına yani çarpıntıların ortaya çıkmasına neden olabilir. Kalp bu aşırı aktivite esnasında "yorulmaktadır". Bu aşırı aktivite ileri durumlarda kalbin büyümesine ve çok ileri durumlarda yetersiz kalmasına neden olabilir.

Kalbin yaptığı daha fazla devir, akciğerlerin de gerektiğinden daha fazla çalışmasına neden olur. Bu nedenle kansızlık durumunda nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkabilir.Her ne kadar kalp ve akciğerler dokunun ihtiyacını karşılamak için normalden fazla yorulsalar da vücudun oksijen ihtiyacı çok iyi bir şekilde karşılanamamaktadır. Bunun sonucu olarak kansızlığı olan kişilerde halsizlik, güçsüzlük gibi belirtilere sık rastlanır.Vücut ısısının kontrolünde kanın işlevleri son derece önemlidir. Kanı az olan kişiler bu nedenle daha çok üşürler.

Yukarıdaki belirtilerin dışında demir eksikliği olan kişilerde görülebilen diğer belirtiler arasında en önemlileri ağız kenarında oluşan çatlaklar, tırnakların kolay kırılması sayılabilir. İleri derecede demir eksikliğinde toprak, buz, kireç, nişasta gibi maddeler yenebilmektedir.

KADINLARDA GÖRÜLEN KANSIZLIĞIN EN ÖNEMLİ NEDENİ “ AŞIRI ADET KANAMALARI”




Menoraji (aşırı adet kanaması) fazla miktarda (80 ml) ve/veya 7 günden uzun süren adet kanaması olarak tanımlanabilir. Aşırı adet kanaması hastanın yaşam kalitesini bozar. Ortalama 10 kadından biri, 36-40 yaşları arasında 4 kadından biri aşırı adet kanaması sorunu yaşıyor.
Menoraji nedenleri;
Myomlar
Yaş
Kan hastalıkları
Endometriyozis

Sigara ve alkol tüketimi

Stres olarak sıralanabilmekle birlikte hastaların büyük kısmında bir neden saptanamaz.

Demir eksikliği en çok kan kaybıyla ortaya çıkıyor.

Kadınlarda ortalama 13 yaşından itibaren menopoz dönemine kadar geçen süre içinde, her ay regl dönemlerinde kan kaybı olduğundan, doğurganlık çağındaki kadınlar, genellikle yaşamlarının bir döneminde bu sorunla karşılaşmaktadırlar.

Demir depoları sonsuz bir kaynak değildir. Günlük alım yetersiz olduğunda veya ihtiyaç fazla olduğunda depolar tükenir ve alyuvarların üretimi aksamaya başlar. Üretim aksaması ilk başlarda vücudun alığı çeşitli önlemlerle giderilmeye çalışılır. Önlemler yetersiz kaldığında "kansızlık" yani demir eksikliğine bağlı olarak alyuvarların yetersiz üretilmesinden kaynaklanan durum vücutta çeşitli belirtiler vermeye başlar.

Demir eksikliğine bağlı kansızlığın tanısı oldukça kolaydır. Yapılan bir kan sayımında hemoglobin ve hematokrit adı verilen değerlerin normalin altına inmiş olması ve alyuvarların ortalama büyüklüklerinin azalmış olduğunun gözlenmesi demir eksikliği anemisi tanısının konması için yeterlidir. Bazı durumlarda ve özellikle de kansız olması için bir nedeni olmayan kişilerde kansızlığın nedenini ve kaynağını araştırmak için daha ileri incelemelere başvurulması gerekebilir.


AŞIRI ADET KANAMALARI MUTLAKA TEDAVİ EDİLMESİ GEREKEN ÖNEMLİ BİR SAĞLIK SORUNUDUR
 

17 Haziran 2011

Dünya'da her üç dakikada bir iki kadın gebelik ya da doğum nedeniyle hayatını kaybediyor.

TJOD 9. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresi  17-22 Mayıs 2011 tarihinde  Antalya’da gerçekleşti.

Sağlık Bakanlığı ve Uluslararası Jinekoloji ve Obstetrik Derneği FİGO Tarafından da desteklenen kongrede ,yoğun bilimsel programının  dışında  Sağlık Bakanlığı-TJOD sezaryen oranlarını azaltma ortak eylem planı, etik ve hukuksal sorunlar , kadına şiddet gibi hekimliği ilgilendiren konular da  uzmanlarca tartışıldı.

Kongre açılış konuşmasında TJOD Başkanı Prof.Dr. İsmail Mete İtil  kongrenin yalnızca bilimsel bir aktivite olmadığını ,bilimselliğin yanı sıra kadın-doğum hekimliğinin tüm yönleriyle ele alındığı, sağlık politikalarının değerlendirildiği, mesleki bilinç ve kaynaşmanın yükseldiği bir çalıştay olduğunu da belirtti. Prof.Dr. İsmail Mete İtil ;' Bu kongrede de bilgilerimizi aktaracak, sorunlarımızı anlatarak ortak çözümler bulmaya çalışacağız. Birbirimize gösterdiğimiz sevgiyi ve saygıyı eksiltmeden tartışacak,  kararlar alacağız. Karamsarlığı bırakarak, umuda sımsıkı sarılacak, birbirimizden aldığımız güçle ileri daha güvenli bakacağız. Bunu canı gönülden diliyorum.' dedi.
Konuşmasında sağlık politikalarına da değinen Prof.Dr.İsmail Mete İtil:' Hekimlerin üzerinde oynanan oyunlar, yapılan haksızlıklar, küçük düşürücü, hakarete varan söylemler bizleri üzmektedir. Hukuki ve mali altyapısı hazırlanmamış, hekim ve hasta hakkına saygısı olmayan bir şablonu zorla ülkemize uydurmaya çalışıp, engeller çıkınca hırçınlaşan, her gün yeni bir hukuksuzlukla karşımıza çıkan sağlık bakanlığının uygulamaları artık bizleri şaşırtmamaktadır.Sağlıkta başarı, hastanın istediği eczane, istediği hastaneye gidip kapıdan karşılanması değildir. Sağlıkta başarı toplumun tümünün fiziksel ve ruhsal olarak iyi halde olmasının sağlanmasıdır. 2002 yılında 1,5 milyon olan ameliyat sayısı, 2009 da 4,5 milyona çıkmışsa, ilaç tüketimi 750 milyondan, 1,5 milyar kutuya çıkmışsa, hasta sayısı %81 artmışsa, bu toplum iyileşmiyor, ya hasta oluyor ya da hasta ediliyor demektir. Sistemin çok hızlı bir şekilde gözden geçirilmesine ve değerlendirilmesine ihtiyaç vardır. Eğer bu konuda TJOD ye bir görev düşerse, gerekli öneri ve katkılarımızı sunmakta tereddüt etmeyiz. Yalnızca ve yalnızca hukukun uygulanması sağlıkta birçok sorunu çözecektir.' dedi.

FİGO başkanından çarpıcı açıklama:'Dünya’da her üç dakikada bir iki kadın gebelik veya doğum sebebiyle hayatını kaybediyor.'

FİGO Başkanı Dr.Gamal Serour 9. Ulusal Jinekoloji ve Obstetrik Kongresinin açılışında 'Dünyada Kadın Sağlığı' ile ilgili bir konuşma yaptı. Dr.Serour konuşmasında; ‘Dünyada 15-44 yaş arasındaki kadınların üçte birinin üreme sağlığı ve cinsel hastalıklardan dolayı ölüyor.Her üç dakikada bir iki kadın gebelik ya da doğum nedeniyle hayatını kaybediyor. Bütün anne ölümlerinin yüzde ellisinden fazlası Hindistan, Nijerya,Pakistan, Afganistan, Etiyopya ve Kongo Cumhuriyet’inde görülüyor.Anne ölümlerinin en önemli nedenleri kanama, hipertansiyon, gebelik zehirlenmeleri ve enfeksiyonlardır.’dedi.

TJOD Bölgede lider konuma ulaştı

FİGO Başkanı Dr.Gamal Serour Türkiye’nin bölgesel ve kıtalararası konumuna dikkat çekerek, TJOD’ne birçok bölge ülkesini bağlayarak bir federasyon oluşturmayı planladıklarını ve Türkiye’nin bölgede lider bir konuma ulaşacağına dikkat çekti. Dr.Serour TJOD’ne sürekli üyelik verileceğini de söyledi.TJOD’nin çalışmalarının ve politikalarının dünya kadın doğum dernekleri ile uyumlu olduğuna dikkat çeken Dr.Serour bu anlamda TJOD’nin uluslar arası derneklerin bile örnek alacağı bir konumda olduğunu belirtti.

Kongre kapsamında düzenlenen basın toplantısınaTJOD Başkanı Prof.Dr.İsmail Mete İtil , Tjod 2.Başkanı Prof.Dr. Bülent Tıraş, Tjod Genel Sekreteri Prof.Dr. Cansun Demir, Prof.Dr. Serdar Ural,Prof.Dr.Fuat Demirci ve Doç.Dr. Fazlı Demirtürk katıldı. TJOD başkanı Prof.Dr.İsmail Mete İtil  kongre hakkında şu bilgileri verdi;

''Türkiye’nin en büyük uzmanlık derneği olmanın yanı sıra büyük bir aile anlayışı ile kenetlenen, sorunları ve başarıları birlikte paylaşan Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği’nin 9’uncu Ulusal Kongresinde 20’si yabancı olmak üzere, iki bin katılımcı ile 56 oturum ve 7 özel oturum ile tam anlamıyla bir bilimsel şölene ev sahipliği yaptık.

Bu yıl da; anne-bebek sağlığı, aile planlaması, cinsel sağlık, normal doğumun teşviki, kadın doğumdameslek hataları, çoğul gebelik, gebelik zehirlenmeleri, yüksek riskli gebelikler, menopoz, jinekolojik onkoloji, üreme endokrinolojisi ve infertilite gibi öncelikli konular üzerinde çalışmalarımızı özenlesürdürdük.''

Türkiye’de anne-bebek ölüm oranları azalma eğiliminde ancak gelişmiş ülke düzeyinde değildir.

Türkiye’de anne-bebek ölüm oranları azalma eğiliminde ama gelişmiş ülke düzeyinde henüz değil.Ayrıca, 15-19 yaş arası gebelikler ve bunlara bağlı sorunlar da gelişmiş ülkeler düzeyinde de değildir.Bu konuda daha aktif ve işbirliğine açık olarak hem Sağlık Bakanlığı hem de dünyadaki sivil toplum kuruluşları ile yeni projeler ve çalışmalar yapma kararlılığımız bulunmaktadır.

Kadına yönelik şiddet ilk defa bir jinekoloji kongresinde ele alındı.

Ülkemizin de önemli bir sorunu olan kadına yönelik şiddet ilk defa bilimsel bir kongrede oturum konusu olarak yer buldu. Kadına yönelik şiddetle ilgili kadın doğum hekimine de düşen sorumluluklar var. Çünkü bu tip şiddete uğrayan kadınları gören hekimlerden biri de kadın doğumculardır. Oturumlarda şiddete maruz kalan kadına nasıl yaklaşılacağı ,multidisipliner bir yaklaşımla etik ve hukuki boyutlarıyla , Avrupa sözleşmelerinde de değerlendirildiği şekilde detaylı tartışıldı. Psikiyatri ve kadın doğum işbirliği ile yaptığımız diğer oturumlarda ise vajinismus ve cinsel ağrı konularına da dikkat çekildi.'

‘En sık dava açılan hekim grubuyuz’

'Bizim için önemli olan konulardan biri de medikolegal ve malpraktis sorunları.Bu oturumlarda jinekologların hukuksal sorunlarla karşılaştıklarında daha bilinçli ve doğru adımlar atması için bilgilenmelerini amaçladık. Hekimler üzerindeki medikolegal baskılar sezaryen oranları dahil  bir çok konuyu etkiliyor.Jinekologlar hukuki sorunlarla karşılaştıklarında medikal olarak düşünüyorlar, hukuki bir görüş geliştiremiyorlar. En sık dava açılan hekim grubuyuz ve yüksek sağlık şurasında en çok dosyası bulunan gene jinekoloji gurubu. Bu bizim sık hata yapan hekimler olduğumuzdan kaynaklanmıyor. Dünyada da böyle. Bu durum, mesleğin doğal bir sonucu. Çünkü aynı anda iki canlıyla hem anne hem de bebekle ilgilenen bir meslek grubuyuz.Birini kurtarabilir ama diğerini kurtaramayabilirsiniz. Burada hem fetusun hem de annenin hakları var. Dolayısıyla kompleks bir konu. Bu durum zaman zaman komplikasyonlardan kaçınmak ve normal doğuma bağlı sorunlardan uzak kalmak adına sezaryen oranlarını yükseltiyor. Medikolegal baskının azaltılması bu sorunda da bir iyileştirme yapacaktır.


Sezaryen oranlarındaki artış özel oturumda tartışıldı.

Sezaryen oranlarındaki artışın bir çok sebebi var.Performans değerlendirilmesi,malpraktis vb. Sezaryen oranlarındaki artışın diğer önemli nedenlerinden biri de,  anne isteği ile sezaryen . Bu  konuda kongre kapsamında davetli Yargıtay üyeleri, Gazi ve Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden medeni hukuk ve ceza hukuku öğretim üyeleri ile birlikte özel oturumda detaylı tartıştık. Bu konu hem anne -bebek sağlığı hem de hekim hakları açısından önemli bir konu .Sonuçta yargı üyeleri dahil bir çok kişinin bakış açısı değişti. 

TJOD-Sağlık Bakanlığı “ Türkiye’de yüksek sezaryen oranlarını düşürmek için ortak eylem planı'' hazırladı.
Türk Jinekoloji ve Obstetrik Derneği  Sağlık Bakanlığı ile birlikte “ Türkiye’de yüksek sezaryen oranlarını düşürmek için ortak eylem planı hazırlamıştır.Bu eylem planına 2011 yılı içerisinde başlanması ve sezaryen oranlarının kabul edilen stratejiler çerçevesinde , 2013’te ortalama yüzde 35’e indirilmesi planlanmıştır.Ortak eylem planının ana stratejileri ; Klinik düzeyinde ,idari ve halka yönelik stratejilerdir. İdari düzeyde tıbbi endikasyon dışı sezaryenlerin azaltılması konusunda, kamu-üniversite-özel sektör ve uzmanlık dernekleri ile işbirliği ve ortak yaklaşım sürdürülecektir. Doğum ve sezaryen ücretleri ile performans kriterleri yeniden düzenlenecektir. Sezaryen oranlarının yüksekliğinin nedenleri ve azaltılmasına yönelik araştırmalar desteklenecektir

Halka yönelik bilgilendirme aktiviteleri düzenlencek.

Eylem planı kapsamında doğum öncesi bakım hizmetleri sunulurken, gebelerin hastanede ve vajinal doğum yapmalarının teşvik edilmesi için bilgilendirme kampanyası düzenlenecektir.Her gebeye doğum öncesi bakım hizmeti alırken vajinal doğumun yararları anlatılacaktır. Gebenin doğum yapacağı yer ve yöntemi konusunda özellikle 30-32. hafta kontrolunda ailesi ile birlikte danışmanlık verilecektir. Vajinal doğum ve sezaryen ile ilgili gebeler için yazılmış bir bilgilendirme kitapçığı hazırlanacaktır. Gebe bilgilendirme sınıfları kurulacaktır. Önce büyük kliniklerden başlanarak farklı disiplinlerden eğiticilerle (KD uzmanı, yüksek ebe-hemşire, sosyal çalışma uzmanı v.b.) çalışmalar yapılacaktır.''

Kaynak:http://www.populersaglik.com

SEDEF HASTALIĞINDA EŞ ZAMANLI UYGULANAN PSİKOLOJİK TEDAVİLER SONUÇLARI POZİTİF ETKİLİYOR

Dermatolojik hastalıkların çoğu, başkaları tarafından görülebilir olmaları nedeniyle hastanın yaşam kalitesini hem kişisel, hem de topl...